Let's grow up later
”Yaşamın, cevabını bulamayacağım soruları saklıyor olması gerekirdi benden.Anlaşma bu değil miydi yoksa?Nasıl açıklanacak bu karmaşa şimdi?
Çoktan bitmiş konuşmaların üstünde ya da durmadan akan suların altında durmak mı yarar sağlayacak bize, hatırlama konusunda?
Evet.Söylemeden edemediğim şeyler var,doğrudur.Susmanın bana yaramadığı zamanların olduğu gibi.Ne olursa olsun tükenmeyen hislerimle bile, önceden planlanladığım sonu yaşamaya cesaret edemiyorum bir türlü.
Şu an tek ihtiyacım olan şey, yaklaşan toz bulutuna karışmanın bir yolunu bulmak.Çünkü ruhu kurtardığı söylenen kara deliklere ancak böyle ulaşabilirim.
Anlaşma bozulduysa kesişebileceğimiz bir yol da kalmadı demektir.
Sessizlik tanınmaz hale getirdiğinde seni,katıl bana.Benim istediğim cevapların hepsi, sende nasıl olsa.”
Sana söyleyebileceğim çok fazla şey kalmadı aslında.Etrafımdaki görüntülerin hiçbiri net değil.Sanki tek bir yalan, ruhumu kurtarmaya yetecekmiş gibi.Sanki tüm bunları unutmak, tek bir hapla mümkünmüş gibi.
Kurtarılmayı hiç bu kadar hırçın bir mevsimde, bu kadar şiddetli gök gürültüleri eşliğinde beklememiştim.Bak yine yanıldım.Yaşamımı kime sunduğumu unutuyorum ara sıra,haklısın.Ama ikimizden başka anlayan yok merak etme, biliyorsun ben de bir zamanlar Ay’da yaşadım.
Korkmuyorum artık.Öyle savruluyor ki rüzgarda beni umursamayışının izleri,yüzüne bakamıyorum.Dedim ya korkmuyorum, sadece kırılıyorum karşında.O ağaçlar da bakmıyorlar,hem o sokak lambaları bile sarı renkli değil.Her şey seni unutturmaya çalışıyor.Gelecek yıllar birlik olup, sevişmeyi öneriyorlar senli aylarla.Sorun şu ki onlara engel olmuyorum ve hiç beklemezsin belki benden ama başkalarını aklıma bile getiremiyorum.Sevmekten hiç bahsetmiyorum bile.
Sen buldun mu peki?
Yaklaştın mı o aradığın gezegene?Söylesene farklı mı çok?Ya adı?
Bugün o adamı gördüm yine.Elinde eski bir oyuncak bebeğe ait olduğunu düşündüğüm ve gövdesinden zorla ayrılmış bir kafa.Öyle umursamaz bir şekilde geceye eşlik ediyordu ki, gittiği yöne gözden kaybolduktan sonra bile bakmaya devam ettim, istemsizce.Bebeğin yıpranmış sarı saçlarından tutmuştu, her an bırakacakmış gibi.Sormak istedim aslında gövdesi onu niye bu kadar kızdırmıştı da ayırmıştı onları?
Onlarca soru sorabilirmişim gibi geldi o an.Ama en önemli soru bu olayın beni neden bu denli etkilediğiydi.Duymak istemiyorum cevapları hala.
Ayrıldığı gövdeye geri dönemeyecek kadar yıpranan o oyuncağın başı gibi, benim de ait olduğum gövde kayıp çünkü.Ya da dönüşümü mümkün kılmamak için kimsesiz biri tarafından kaçırıldı.Gecede iz bırakmadan yürüyen biri de, saçlarımdan tutup kafamı sürüklüyor ters istikamette.
Sonuç mu?O kazanıyor tabii ki de.Ben kaybolan parçaların peşinden gitmeye bile cürret edemiyorum.
Öyle çok istemiştim ki.Sen de biliyordun üstelik.
Tek derdim gitmekti.Sadece bunun, senden vazgeçmek anlamına gelmemesini dilemiştim.Ama ikisi de gerçekleşmedi.Gidemediğim halde senden vazgeçtiğimdeyse, tüm o gidişler sabahın ilk ışıklarında yandı.Göz kamaştırıcı bir andı, taa ki ben seni göremeyecek kadar uzaklaşana dek.
(Source: arbebuk.deviantart.com)
Hep gerçeklerle bağlantı kurulmaz ya,bir kereye mahsus tamamı hayal dünyamıza hitap eden bir şarkıda;tamamen hayallerimizin ürünü olan o insanla, olmak istediğimiz yerde yalnızca 4 dakika geçirelim.Belki de geri dönmeyi istemeyip, gündüzleri yaşayan kalabalığın içine geceyi gizleyebiliriz.Sonra geceye ait tüm hayalleri
gündüzlerinkiyle karıştırıp, gerçekliği sadece onunla olan anlardan ibaret yapabiliriz.Düşüncesi bile güzel ya da;
Is heaven just in my mind?
Dorgeville
‘…suçun mutluluk payı her zaman azdır çünkü; bozulmuş yaratıklar belki katkısız bir ruhun mutlu görünüşünü taklit edebilirler, mutluymuş gibi görünmeyi becerebilirler, ama gerçekten mutluluğu yaşamaları enderdir.’
marquis de sade/ les crimes de l’amour

